ERGENEKON SAYFASI

ÜLKÜCÜ HAREKET

TÜRKEŞ'TEN MEKTUP

SAHTE TÜRKÇÜLER

MİSAFİR DEFTERİ

PERİNÇEK TÜRKÇÜLERİ

AVRASYA STRATEJİSİ

STRATEJİ SİTELERİ

ERGENEKON HABERLERİ

KOMPLO HABERLER

KOMPLOSUZ HABERLER

MGSB'deki Ülkücülük

ERGENEKON'DAN HABERLER

NATO uzantısı eski "derin devlet" yapılanmasının yerine geçmek üzere(!) ulusalcı/milliyetçi yeni Ergenekon, toplantılara başladı.
BU SAYFA YAPIM AŞAMASINDADIR

  ERGENEKONCULAR! TOPLANDI... Sitemize gelen bilgilere göre, eski "derin devlet"in operasyon birimleri ilk toplantısını Haziran ayı içerisinde Akdeniz sahillerinde lüks bir otelde toplanarak yaptı.
Yeni oluşumun başında, eski(!) bir MİT daire başkanı bulunuyor. Başbakanlık danışmanlığı da yapan MİT'ci lider, eski teşkilata benzer bir yapılanmaya gidilmesini savunurken, daha üst seviyelerden bağımsız bir organizasyonun kurulmasının "rica" edildiği ileri sürüldü.
MİT eski Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay'ın da bu oluşumda görevlendirildiği ancak, grubun eski elemanlarının Alpay'a güvenmediği hatta, Alpay'ın da katıldığı bir toplantıya yüzlerinde kar maskesiyle katıldıkları bildirildi.
11 EYLÜL SUİKASTI SONRASI...
Biz ERGENEKONCULAR'ın ulusal olmasını beklerken, 11 Eylül'deki Amerikan kabusu sonrasında bu ekibin patronları tarafından büyük ölçüde yine ABD'nin hizmetine tahsis edildiği haberi geldi. Uzun süredir harçlık bile alamayan ekibin yeniden düzenli aylığa bağlandığı ileri sürüldü. Sabotajcıların Türkiye'deki uzantılarını takip edecekler ve gerektiğinde, Ankara, bölgede bir savaşın içerisine girmek istemezse ülkemizin de Charly ve Delta alarmına geçmesi için aracılık yapacaklar!!!

Resimleri, sayfaya renk katmak için kullanıyoruz. Resimlerle bir yorum yapmak niyetimiz yoktur.
  BAGIMSIZ ERGENEKON OLASI MI? HABERİN YORUMU:
Toplantıya katılanlardan aldığımız bilgiler ve organizasyonda görev aldıklarını duyduğumuz kimselerin genel karakterlerinden hareketle, Ergenekoncuların henüz, Ergenekon ismi üzerinde dahi karara varamadıklarını söyleyebiliriz.
Kimileri eski alışkanlıkları, kimileri de korkuları sebebiyle ABD'den bağımsız bir yapılanmanın mümkün olmadığını düşünüyor.
Kimileri ise "Avrasyacı" idealle tamamen milliyetçi/ulusalcı bir reorganizasyonu savunuyor.
Alt grubun da kararsızlığı gözlemlediği, bu yüzden kendilerini önceden olduğu gibi kayıtsız şartsız teslim olmaya yanaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak iç ihtilaflardan habersiz gençlerin istekli olduğu, fakat mali sıkıntılardan rahatsız oldukları belirtiliyor.
Bizim kanaatimiz, ABD'nin bu yapılanmayı bir süre izleyeceği, bağımsız bir çizgide gitmede ısrar ederse içerdeki adamları vasıtasıyla bunu deşifre edeceği yönündedir.
ORGANİZASYONUN KISA GEÇMİSİ
NATO'nun Özel Harp talimnamelerine göre, üye ülkelerde kurulan NATO birimleri (Perinçek'in Süper NATO ismini verdiği) ülkemizde önce Seferberlik Tedkik Kurulu adıyla örgütlendi. Sonra doğrudan Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Özel Harp Dairesi çatısı altında ve bunun sivil uzantısı olarak faaliyet yürüttü. Kendisine mahsus silah depoları yer altında tesis edildi. Fakat, normal hiyararşik yapı tarafından denetlenemediği ve müdahale edilemediği için silah depolarının adresleri bile unutuldu. Bazı kazı ve inşaat faaliyetleri arasında ortaya çıkınca, basında terör örgütlerine aitmiş gibi sunuldu.
ABD ile Genelkurmay'ın ilişkileri, 1974 Ambargosu, Avrupa'da Gladyo operasyonları, silah ve sistem ihaleleri, Kuzey Irak, Balkanlar ve Kafkasya konularında bozulunca askeri makamlar bu yapılanmayı gözden geçirme ihtiyacı duydular.
Ancak hemen hemen illegal bir yapılanmaya bürünen sivil uzantılar büyük ölçüde Amerikalılar'ın kontrolüne girmiş, elemanları angaje olmuştu.
AYDINLIK ERGENEKONCU KESİLDİ...
Yeniden yapılanma sürecinde, askeri otoritelerin bunun Anti Amerikan bir görünüm kazanmasını en azından şimdilik istemedikleri, bu yönde yapılacak yayınları dezenformasyon şeklinde sunma kararında olduklarını analiz ediyoruz. Aydınlık dergisinin bu maksatla, aşağıda metnini okuyacağınız haberi ve "Ergenekon kuruldu" şeklindeki haber ve yorumları CIA dezenfarmasyonu şeklinde sunmaktadır.
Aslında Aydınlık Grubu'nun bir taraftan Süper NATO'yu deşifre etmeye çalışırken(!) diğer taraftan Ergenekon'u savunması da bu çerçevede anlam kazanmaktadır.
Bizim istihbaratçılarımızın en büyük hatası ise, "alışmış kudurmuştan beterdir" atasözünü unutması.
Ülkemizde şimdiye kadar iki CIA ajanı yakanlanmış ve bu ikisi de Aydınlık'la direkt irtibatlıdır. Kimbilir, Mehmet Eymür'ün Analiz kitabında anlattıkları doğruysa her ikisi de ne yazıkki MİT personeli ve kurmay albay olan ajanlar aslında İngiliz istihbaratına da çalıştıkları (dublaj yaptıkları) için deşifre edilmişti. Bir taşla çok fazla kuş vurulmuş, hem MİT, CIA ajanlarından temizleniyor görüntüsü verilmiş hem de MI6'nın sızmaları uzaklaştırılmıştı...
Sadede gelirsek,
Bağımsız bir istihbarat teşkilatına sahip olmak bu siteyi hazırlayanları onurlandırır. Bizim niyetimiz, böyle bir teşkilatın, TRUVA ATI'na dönüşmesini engellemektir.
Enteljansiyamiz, hissi hareketlerle ve kafalarındaki yüzyıllık şartlanmışlıkla sağlıklı düşünememektedir. Özellikle Ergenekon'un siyasi kanadı, topluma en itici gelen gruplar eliyle yürütülmektedir. Gariptir ki, küçük bir azınlıktan gayri kimseye de güven duymamaktadır.
Bu halleriyle, korkarızki; CIA ve MOSSAD'ın elinde oyuncağa dönüşerek hem ülkeyi hem bağımsızlık ülküsünü madara edecekler...


ERGENEKON'UN ASIL SAHİBİ KİM?
  AKSİYON DERGİSİ'NİN HABERİ
Aksiyon sayı 336
Kapak
Sivil Ergenekon

Dünyada meydana gelen değişiklikler ışığında Ergenekon, hayatiyetini daha da güçlü devam ettirebilmek için 1999 yılında geçmişini ve geleceğini masaya yatırdı. Asker, bürokrat, sanayici, sivil toplum örgütleri, güvenlik şirketleri, nakliyat şirketleri, vakıf, dernek ve basın mensuplarından birçok yetkilinin içinde bulunduğu bu yapılanma elde edilen tecrübeler ışığında organizasyon sistemini yeniliyor.
Ergenekon ile alakalı ilk ciddi çalışma Can Dündar ve Celal Kazdağlı'ın '40 dakika' belgeselinde ve programın kitap versiyonu olan Ergenekon'da ortaya kondu. Ancak kitap belki bilgi yanlışları olmamasına rağmen son derece ciddi değerlendirme eksikliğine sahip. Ergenekon'u netice itibarı ile Alparslan Türkeş, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Korkut Eken, Mehmet Ağar gibi çoğu ülkücü kökenlilerin kurduğu bir mekanizma olarak ortaya koyuyor. Ve filmin perde arkası kahramanları çok iyi saklanıyor!
Örneğin MİT'teki iktidar kavgası anlatılırken siyasilerin MİT'i ele geçirme mücadelesi sanki illegal bir hareketmiş gibi ortaya konuyor. Askerin ise Başbakanlığa bağlı MİT üzerindeki hakimiyeti de normal kabul ediliyor! Bizce (haksızlık ettiğimizi düşünecek ama) Can Dündar, Ergenekon'un asıl unsurlarına hiç dokunmadan figüranlar üzerinden yorumlarla işi geçiştiriyor. Celal Kazdağlı'ya Ergenekon'un sol ayağının eksik olduğunu söylediğimizde, bu eleştiride haklılık payı bulunduğunu belirterek, "Ergenekon ismini bize Erol Mütercimler verdi. Dört seneden beri bu örgütü ortaya çıkarmak için uğraştığını anlattı. Örgütün sağ ayağı olduğu gibi sol ayağı da vardı ama biz eldeki belge ve bilgiler ışığında ancak sağ tarafını ortaya koyduk. Sol kesimin bulgularına ulaşsa idik onuda yazardık ama olamadı." diyor.
Kazdağlı Ergenekon'daki Kemalist, sağcı ya da solcu tabirlerinin dikkatli kullanılması gerektiğini ifade ederek, doğru anlatımın 'devletin solcu, sağcı ya da Kemalist olma rolünü verdiği insanlar'şeklinde olacağını, esasta Ergenekon'a mensup isimlerin ideolojisi olmayacağını, devletin adamı olduklarını kaydediyor.
Gazeteci Fehmi Koru da geçtiğimiz hafta önemli bir rapora dayanarak Ergenekon adlı örgütün yeniden yapılanması konusundaki çalışmaları ve dünya görüşü hakkında Yeni Şafak gazetesindeki Taha Kıvanç köşesinde etraflı bilgi verdi.
Aydınlatılması gereken pekçok nokta, sorulması gereken birçok soru var. Ortada kolları yurt içinde ve yurt dışında birçok yere uzanabilen bir yapının var olduğu açık bir gerçek. Fakat bu yapıyı harekete geçiren refleksler neler? Mesela yasalarda yeri olmayan 'ulusal operasyonları' yapanlar kimlerin menfaatini koruyor?
İddia edildiği gibi NATO'nun ya da başka bir kökü dışarıda yapılanmanın parçası mıdırlar yoksa tamamen yerel, milliyetçi, solcu ya da Kemalist bir yapılanma mı söz konusu? Birincil amaçları, stratejileri, hedefleri nelerdir; kimlerden oluşur? Bu zamana kadar ne tür faaliyetlerde bulunmuşlardır? Son durumları nedir? Bu soruları daha çok uzatabiliriz.
İÇİMİZDEKİ ERGENEKON

Ergenekon'un teknik olarak faaliyet alanları yurt dışı ve yurt içi olmak üzere ikiye ayrılıyor. Yurt dışındaki çalışmaları —bazıları tartışmalı bulunsa bile— Türkiye devletinin çıkarları doğrultusunda. Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Irak ve Orta Asya ülkelerindeki birçok askeri, siyasi ve ekonomik çalışmanın arkasında dolaylı olarak Ergenekon yapılanması var. Vatan menfaatleri doğrultusunda yapılan bu çalışmalara büyük ölçüde kimsenin pek bir itirazı olamaz!
Ergenekon'u Türk halkı ve Türk siyasi hayatı açısından asıl önemli kılan içerideki, Türkiye'deki operasyonları. Ergenekon, Türkiye'deki mevcut rejimin gerçek hâmisi olduğuna yürekten inanıyor. Ve bu inanç güç ile birleşince belirlediği 'iç düşmanları' yok etmek, pasifize etmek hatta ortadan kaldırmak için yapmayacağı ve yapamayacağı hiçbir faaliyet yok. Tertip, komplo, iftira, suikast vs...Onlara göre amaç meşru ise yöntemin legal ya da illegal olması önemli değil. Örneğin şimdiye kadar legal ve illegal karton İslami örgütler kurdurmakta, bunların legal olanını sokak hareketlerinde, illegal olanını da birtakım gizli operasyonlarda kullanmakta bir beis yok. Burada kilit nokta Ergenekon'un kimi, hangi kriterlere göre düşman ilan edeceği.

ERGENEKON TEK DEĞİL
Ergenekon dünyada tek değil, Devletin olduğu yerde bir 'derin devlet' öyle ya da böyle mutlaka var. Birçok NATO ülkesinde Gladio, Rüzgar Gülü, Süper Nato, Gehlen Harekatı gibi isimlerle karşımıza çıkıyor. Ergenekon'un İtalya'daki benzer yapılanması Gladio, 24 Eylül 1989'da deşifre edildi. İtalya'da Gladio'nun ortaya çıkışı ile başlayan süreç Mafya—Kilise—P2 Mason Locası—Parlamento—Emniyet örgütleri arasındaki gizli ve kirli ilişkilerin öğrenilmesi ve devletin Temiz Eller adı verilen bir dizi operasyonu ile sonlandırıldı. Gladio'nun soğuk savaş döneminde NATO tarafından kurdurulmasının arkasında SSCB'nin sol fikir ihracına karşı milliyetçi unsurların savaş gücü olarak oluşturulması vardı. Ama İtalya bu yapılanmayı meşru kabul etmedi ve büyük mücadelelerle tasfiye etti ya da tasfiye etmek zorunda bırakıldı.
Aynı paralelde 1960'lı yıllarda Türkiye'de de benzeri bir yapılanmaya gidildi. 1983 seçimlerinde Ergenekon ilk başbakanını Türkiye'den çıkarmış olacaktı ki olmadı. Halk Turgut Özal demişti.

ERGENEKON YOK OLMAK İSTEMİYOR

İtalya'daki Gladio tasfiyesinin ardından Türkiye'de de benzeri bir tasfiyenin yaşanacağı, çünkü NATO'nun böyle bir örgüte ihtiyacı kalmadığı fikirleri savunuldu. Bu fikirlerde haklılık payı da vardı. Ama Ergenekon kendi dinamiklerini ve gücünü bulduktan sonra kendi kendisini yok etmeye yanaşmayacağı ve savunma refleksleri göstereceği es geçilen bir husustu. Ergenekon yaşamak istiyordu ve kendi hayatiyetini devam ettirebilmek için içeride tükenen sol fikriyatın yerine ikame edeceği yeni bir düşmana, yeni bir hayat eğrisine ihtiyaç vardı. Bu düşman kısa zamanda tespit edildi: Kemalizm'i reddeden İslamcı akımlar!

1996 yılında kurulan Refahyol hükümeti döneminde şimdilerde sokakta özgürce gezen Ali Kalkancı, Emire Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Sincan olayları döneme damgasını vurmuş ve nerede ise 28 Şubat Süreci'nin gerekçeleri haline gelmişlerdi. Bu olaylar hep fare kaç—kedi tut oyunu idi. Şimdilerde Ali Kalkancı'nın tekstil işi ile uğraştığını, Emire Kalkancı'nın bambaşka bir yaşantı içinde olduğunu, Fadime Şahin'in de restorant işlettiğini söylersek ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

ERGENEKON YENİDEN YAPILANIYOR

Dünya değişiyordu ve ülkeye ve dünyaya hükmetmenin metodlarında da ciddi yenilikler ortaya çıkıyordu. Globalleşmenin bir neticesi olarak 1999 yılında Ergenekon yeni bir yapılanma hamlesi içine girdi. Asker, bürokrat, sanayici, sivil toplum örgütleri, güvenlik şirketleri, nakliyat şirketleri, çeşitli vakıf—derneklerin etkin üyeleri ve basın mensuplarından birçok yetkilinin içinde bulunduğu bu yapılanma elde edilen tecrübeler ışığında organizasyon sistemini yeniliyor. 21. yüzyılda ülkelerin kaderlerini, siyasi aktivitelerden daha çok ve kesin olarak ekonomik güçlerin belirleyeceğini görüldü. Öyle ki; silahlı güçlerin hareket olanakları bile ekonomik koşulların kilitlenmesiyle kontrol altına alınabilecek.
Bu nedenle Ergenekon'un Lobi adını verdiği program, ilk adımlarını ekonomik alanda atması ve ekonomik alanda giderek güç kazanıp denetleyici ve belirleyici unsura dönüşebilmesini en önemli ve birincil amaç kabul ediyor.
İkinci (meşru) hedefi de, Türk toplumunun Kemalizm ve ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden yapılandırılması çalışmalarına ağırlık verilmesi.

SİVİL UNSURLAR GÖZDEN GEÇİRİLDİ
Gelişen ve değişen siyasal, ekonomik, bilimsel ve toplumsal dünya koşulları ile bölgesel coğrafyasında ve kendi içinde Türkiye'nin özgür iradesi dışına ve ulusal çıkarlarına aykırı biçimde içine sürüklenmek istendiği çeşitli oluşumlar göz önüne alındığında; "Ergenekon"a bağlı olarak, "Sivil Unsurların" örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçek olarak kabul ediliyor.

'Lobi' adı verilen gizli örgütsel çalışmanın sonuçları Ergenekon'un Türkiye ve dünya gerçeklerine nasıl baktığını ortaya koyması açısından çok önemli ipuçları veriyor.
Elde edilen raporun hemen giriş bölümünde, İngiltere, Almanya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, SSCB gibi ülkelerin; kendi ideolojileri doğrultusunda, "sivil unsurlardan" sonuna değin yararlanmayı bildiği, emperyalist emelleri adına tüm dünya ülkelerinde her alanda çeşitli faaliyetler sonucunda kültürel, siyasal ve ekonomik çıkarlar elde ettiği ifade ediliyor.

Günümüzde değişen değil, giderek daha da geliştirilen sivil unsur etkinlikleri ile sürdürülmekte olan bu çalışmalar; sayıları giderek artan "sivil toplum örgütleri", "insani yardım kuruluşları", P—2 Mason Locası, Bilderberg Grubu vb. gibi çeşitli gizli ve örtülü adlar altında, dünyanın dört bir yanında ideolojik, siyasal, ekonomik, kültürel ve bilimsel çalışmaları örgütsel olarak yürüttüğü belirtildikten sonra raporda şu özeleştiri yapılıyor: "Türkiye ise; bu alanlarda çalışmalar yapmak yerine, siyasi parti kuruluşları ile onlara bağlı örgütlerin şemsiyesi altında kalmakla yetinmiştir. Böylelikle yalnızca siyasi liderlerin sultası altındaki siyasal otorite gruplarının kısır iç hesaplaşmaları içinde tıkanıp kalmış, dünyaya ve sınırkomşularına ideolojisini tanıtıp kabullendirememişlerdir."

Haberin bundan sonraki kısmında kendi görüşümüze fazla yer vermeden, içerden kendilerini nasıl gördüklerini yine
onların ifadeleri ile ortaya koyacağız. Ancak bütün
tarafsızlığımıza rağmen ortaya çıkan mekanizmanın, yurt içindeki kısmı dikkate alındığında, şeffaflık, demokrasi, milletin iradesini konuştuğumuz şu dönemde kökünün nerede
olduğu bilinmeyen sistemin ne denli ürkütücü olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

'Türk halkı Kemalizm'den soğudu!'

Ergenekon'un Türk halkının Kemalizm hakkında ne düşünüyor sorusuna verdiği cevap şöyle: "Toplum, Kemalist ideolojiyi gerçek anlamda özümseyememiş, emperyalist devletlerin 'sivil unsurlarının' ve yerli işbirlikçilerinin çabaları sonucunda —buna fırsat bulamamış— kaçınılmaz olarak, yabancı ideolojilerin cazibesine kapılmıştır. Gelişen dünya ülkelerindeki geniş
halk kitlelerinin erişebildiği koşulları göz önüne alan Türk toplumu; gerçekte siyasi liderler ve yandaşlarının
çıkarları adına hareketlerinden kaynaklanan hatalardan
ötürü, Kemalizm'i sorumlu tutarak yargılamaya
yönelmiştir. Türk halkı, toplumsal geri kalmışlık,
mutsuzluk ve umutsuzluğun kaynağı olarak Kemalizm'i
sorumlu tutar hâle gelmiştir. Ve bugün çeşitli
ideolojiler doğrultusundan hareketle toplum düşünsel ve
inançsal alanlarda parçalara bölünmüş, etnik ayrımcılık
dünya platformunda kendisine yer edinebilmiş, toplum
"yeni rejim" arayışlarının kaosuna sürüklenmiştir."

Yaşlara göre rejim analizi

Çarpıcı tespitler devam ediyor. Türk toplumunun bugün;
koskoca bir ömür boyunca kendisini sosyal güvence ve
manevi tatmine ulaştıramayan, mutlu edemediği gibi umut
verileri de ortaya koyamayan rejime karşı ümitlerini
yitirdiğinin vurgulandığı rapora göre; "yaşlı insanlar(50
yaş üzeri); tümden güvenini yitirmiş, düş kırıklığı
içindedir. Orta kuşak (35—50 yaş arası) olarak ele
alınacak nesil için de durum böyledir. Genç kuşak ise
(18—30) kendilerinden önceki kuşakların yaşamak ve
katlanmak zorunda kaldıkları koşullar ile gelişmiş ülke
insanlarının eriştikleri koşullar arasında muhasebe
yapmakta ve mevcut rejimin kendilerine bir gelecek
sağlayabilecek güç ve dinamiğe sahip olmadığını peşinen
görmektedir. Geniş halk kitleleri umutsuzluğun ivmesi ile kaosu yaşamaktadır."

Bir tür acı itiraf denebilecek değerlendirmelerin
ardından halkın kaderci yapısının patlamaları engellediği anlatılıyor:
Onca kötü ve adaletsiz eğitime karşın; Türk
insanı kendisini içinde bulunduğu koşullara direnç
gösterebilecek bir biçimde eğitebilmiştir. Bu nedenle —dış güçlerin onca emperyalist çabalarına karşın— Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş halk kitlelerine dayalı sosyal ve
siyasal patlamalar bir türlü gerçekleştirilememiştir.
Türk toplumu hangi görüş ve inanca sahip olursa olsun, —tarihsel birikim sonucu— bilmektedir ki; ülke ayakta
kalamadığında, birey olarak kendisi de var olamayacaktır.
Bu nedenle bir yandan varlığının devamını sağlamak, diğer yandan "zulüm rejimi" olarak tanımlar hale geldiği mevcut
düzeni değiştirmenin yollarını aramaktadır.

Bu sosyolojik saptamalardan sonra "Ergenekon"un
kontrolünde, sivil usur olarak çalışması planlanan
Kemalist/sivil "Lobi"den sözediliyor ve lobinin yapacağı
çok yönlü yararlı faaliyetlerle yeniden dirilişe
geçileceği savunuluyor. Aksi halde emperyalist güçler,
özellikle orta ve genç kuşağın içinde bulunduğu arayış ve
kaos ortamında, Türkiye'nin geleceğini büyük bir
rahatlıkla kendi çıkarları doğrultusunda
biçimlendirebileceği tehtidi savruluyor.

Tezlerini güçlendirmek için raporda bazı legal/sivil
toplum örgütlerinin çalışmalarına değiniliyor. Örneğin:
Federal Alman Friedrich Eber Stiftung Vakfı ile Konrad
Adenauer Vakfı'nın çalışmalarından yalnızca birkaçına
bakılacak olduğunda, "Türk Gençliği 98— Suskun Kitle
Büyüteç Altında", "Avrupa Birliği'nin Akdeniz Politikası
ve Türkiye", "Enformel Sektör ve Sosyal Güvenlik:
Sorunlar ve Perspektifler", "Türkiye'de Sendikacılık
Hareketleri" ve "Türk Medya Sektöründe Yoğunlaşma
Hareketleri ve Beklenen Etkileri" gibi çeşitli araştırma
raporları hazırladıkları görülüyor. "Bu çalışmaların pek
çok benzerlerinin Avrupa ve ABD'nin sivil unsurları
tarafından gerçekleştiriliyor oluşu; Türk sivil toplum
örgütleri içinde etnik, fundamentalist, kültürel, siyasal
ve ekonomik faaliyetlerde belirleyen faktör olarak etkin
ve yoğun bir biçimde yer alabilmeleri ise; küçümsenecek
bir unsur olamaz" deniliyor.

Sivil unsurlarla temasa geçilecek

Mevcut rejimin, "Harp Akademileri"nden yetişen, yalnızca
silahlı kuvvetler mensuplarının savunduğu ve dayatmaları
ile ayakta tutmaya çalıştıkları bir rejim ve "izm" olarak
gösterilmeye devam edileceğine dikkat çekilen rapora göre
insanlarının "köşe dönücülüğe" koşullandırılarak, paraya
ve çıkarlara endekslenmiş, tüm manevi değerleri
yıpratılarak dejenere edilmiş bireylerden oluşan bir
topluma dönüştürülen kitleleri, sivil unsurların
etkinlikleri birleştirecek, özüne sarılması gereğini
motive edecek, moral ve umut kaynağı olacaktır.

Bu faaliyetlerin sonucunda işbirlikçilerin de dize
gelebileceği düşüncesine hakimler. Bu sayede Türkiye'de
faaliyet gösteren yabancı sivil toplum örgütleri,
önlerinde ilk kez bir sivil kontra hareketin direncini
bulacaktır. Karşılaşacakları bu sivil direnç,
etkinliklerini sıfır noktasına çekecektir. Yetişkin ve
yetişmekte olan gençlik, özüne uygun platformlarda
kendisini ifade edebilecektir. Lobi'nin faaliyetleri,
siyasi otorite grupları ile dış kaynaklı, işbirlikçi,
sözde sivil toplum örgütlerinin bölücü ve yıkıcı
girişimleri etkisiz kılınacaktır. Lobi'nin kontra direnci
ile karşılaşan siyasi otorite grupları, doğal olarak
Kemalist sivil "Lobi" ile işbirliğine yönelme zorunluluğu
duyacaklardır. (Örneğin: benzer dış güç odakları arasında
yer alan Mason locası ve Bilderberg grubu ile iş
birlikçiliğe yönelinmesi gibi) Aksi halde halkla
bütünleşmeleri mümkün olmayacaktır. Mevcut Medya
yapılanması ise; Kemalist sivil "Lobi"nin faaliyetleri
karşısında, çıkarlar adına, halkı siyasi otorite
gruplarına yönlendirmeyi ve bütünleştirmeyi
başaramayacaklardır.

Lobi'nin amacı

Ergenekon, 20. yüzyılın son dönemlerinde giderek sayıları
artan, çalışmaları yoğunlaşarak geniş halk kitlelerini
hedef alan ve Türk sivil toplum örgütleri ile
bütünleşerek, siyasi otorite grupları üzerinde etkin
baskı unsuru haline dönüşen yabancı ülkelerin sözde sivil
toplum örgütleri, gerçekte siyasi ve emperyalist
ideolojik çalışmaların örtüsü olarak kabul ediyor.

Yabancı ülkelerin Türkiye'de faaliyet gösteren Sivil
Toplum Örgütlerinin amacı: Türkiye Cumhuriyeti'ni
etnik/fundamentalist/siyasal/ekonomik faktörlerinden
yararlanarak; bölerek yıkmayı, başarılamaz ise de
çıkarlara yönelik yönlendirmelerle bir anlamda
yönetebilmeyi hedef aldığının belirtildiği raporda, ilk
adımlarının kültürel ilişkiler düzeyinde atıldığı söz
konusu kuruluşların bugün ulaştığı nokta, mevcut rejimi
tümüyle kontrol altına alma aşamasına eriştiği gibi;
ülkenin bölünmenin eşiğine getirilebilmiş olmasıyla da ne
denli büyük sakıncalar yaratılabileceklerinin son 15
yılda yaşanılan olaylar ile ortaya çıktığına işaret
ediliyor;

"Her birinin ardında görünen sözde vakıf kuruluşlarının
finanse ettiği söz konusu sivil toplum örgütleri,
bilindiği üzere, gerçekte ait oldukları ülkelerin hazine
kasalarından karşılanan milyarlarca dolarla finanse
edilmektedirler. Atacakları her adım ise; yine ait
oldukları ülkelerin gizli istihbarat örgütlerinin son
derece deneyimli araştırmacı teorisyenlerince
planlanmaktadır. Türkiye'de faaliyet göstermekte olan
yabancı sivil toplum örgütleri, kültürel, ekonomik,
bilimsel ve siyasal olmak üzere her alanda her türden
argümandan yararlanmaktadır. Yabancı sivil toplum
örgütleri, Türk halkının demokratik haklarını
kullanabilmek amacıyla kurdukları, sözde sivil toplum
örgütleri, dernekler, vakıflar, medya ve benzer
faaliyetlerini de finanse ederek, kendilerine yerli
işbirlikçiler oluşturmaktadırlar."

28 Şubat Ergenekon eseri

Rapor, "Milletlerarası pek çok anlaşmalar ve ait
oldukları ülkelerin resmi misyonlarının koruma şemsiyesi
altında rahatlıkla ve örtülü olarak "istihbarat",
"provokasyon" ve "yıkıcı/bölücü faaliyetler" yürütebilen
bu kurumların çeşitli alanlarda kendi ülke çıkarlarına
uygun biçimde düzenledikleri raporlar, Türkiye'nin
uluslararası platformlarda atacağı her adımın belirleyici
etkeni haline gelmiştir" cümlesine yer verdikten sonra
şöyle devam ediyor: "Siyasi otorite grupları, salt oy
kaygısı ile —tarihsel süreç içinde— "tarikat liderleri"
ile işbirliğine yönelmişlerdir. Cumhuriyet yasalarıyla
men edilmiş olmasına karşın; dergâhların faaliyetlerine
göz yummuşlardır. Çıkara dayalı bu sorumsuz tutum
sonucunda ise; rejim karşıtı fundamentalist görüş iktidar
olabilmiştir. Bu iktidara son veren koşulların
oluşturulabilmesi için, büyük ve olağanüstü bir karşı
çaba gereği doğmuş ve sonucunda dış ülke otoriteleri ile
yerli işbirlikçilerinin tarih önünde "sivil darbe
tezgâhı", "Türk Silahlı Kuvvetleri dayatması" olarak
tanımlama cüretini gösterebildikleri 28 Şubat süreci
yaşanmıştır."

Mafya siyasete hakim

Raporda, siyasi otorite gruplarının çıkarları adına MAFYA
grupları oluşturduğu ve bu yolla pek çok devlet ihalesi,
bankalar, stratejik öneme sahip enerji üretim
tesislerinin yanı sıra; çeşitli üretim birimlerini adeta
"ele geçirme" operasyonları sonrasında yandaş kartellerin
eline geçtiği iddia edilerek, uyuşturucu, silah ve
kumarın, her dönemde ve her grup tarafından finans
kaynağı olarak kullanıldığına dikkat çekiliyor.

"Kamuoyunu etkileyen, yönlendiren ve biçimlendiren medya
organları, ülke çıkarlarını hiçe sayarak, salt kendi
çıkarlarına uygun hareket eden mekanizmalar haline
getirilmiştir. Direnenlerin ise; önüne çeşitli setler
çekilerek ayakta kalıp varlıklarını sürdürmeleri
olanaksız kılınmıştır. Türkiye'de 1995 yılından 1999
yılına değin oldukça kısa bir süreçte, küçük ama bağımsız
tek bir yayınevi kalmamıştır. Çünkü medya kartelleri ile
banka sektörü kitap yayıncılığına —üstelik kâr oranı çok
düşük olmasına karşın— yönelmiş, her türlü düşünce
üretimine bu yolla çok kolayca, zahmetsizce ve topluma
hissettirilmeksizin sözde kültür hizmeti
gerçekleştirilerek son verilmiştir."

Kemalist yazar yetişmiyor!

Raporun ilginç analizlerinden birisi de kuşak değişimi
ile ilgili değerlendirmede karşımıza çıkıyor. 1950—1960
doğumluların ardından gelen kuşaklar arasında varlığından
söz edilebilecek tek bir yazar yetişmemiş olması,
faaliyetlerin ne denli sindirici, yok edici ve zararlı
olduğunun en belirgin kanıtı olduğu belirtiliyor.

Finans kaynakları kurutulacak!

Türk sivil toplum örgütlerinin finans kaynaklarının,
yabancı ortaklı karteller ve dış ülkelerin vakıf veya
sivil toplum kuruluşları olduğu, derneklerden başlayarak
vakıf ve sivil hareket örgütleniş biçimlerinin her
aşamasında ülke dışı kaynaklarca finanse edildiği iddia
edilen raporda, programlanan kamu örgütlenişinin, ulusal
çıkarlara uygun olmasının beklenemeyeceği, "Lobi"nin
göstereceği faaliyetler ile yukarıda işaret edilen
alanlarda çok daha kolay ve sağlıklı istihbarat
toplayabileceği ve değerlendirme ile analizini
gerçekleştirebileceği, kontra senaryolar üretilip,
etkinlikler tasarlayarak uygulamaya koyulacağı,
kamuoyunun Kemalist ideolojiye ve ulusal çıkarlara uygun
sivil hareketi sahiplenerek katılımını sağlayabilecekleri
anlatılıyor.

Gençler örgütleniyor

Bir çok kişinin Siyaset Meydanı ve Ateş Hattı programında
Çağdaş, İlerici derneklere gidip gelen 1930'lu yıllardaki
ideolojileri savunan gençlerin nerede yetiştiğini merak
ettiklerini biliyorum. Raporun bu bölümü konuyu yeterince
aydınlatacak doneleri veriyor: "Lobi, geniş halk
kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin
Kemalist ideoloji ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden
örgütlenmelerini sağlamayı tasarlamaktadır. Dış ülke
istihbarat örgütlerinin uzantıları olan kuruluşların,
finans ve kontrolünde etkinlikler sergileyen, mevcut
sivil toplum örgütlerinin ulusal çıkarlara aykırı
faaliyetlerini sağlıklı biçimde belirleyerek bu
faaliyetlerin kamuoyunu etkilemesinin önüne geçilmesini
sağlamak için; gerekli önlemleri alıp kontra teori ve
senaryolar üreterek uygulama alanları yaratılması ve
yaşama geçirilmesini sağlayacaktır. Bir merkezde
toplanacak olan bilgiler ışığında analiz ve değerlendirme
yapacak, teori ve senaryolar üreterek, iletişim ve
propaganda yoluyla ulusal çıkarlara aykırılıklar
karşısında sivil direnç odakları oluşturacaktır."

Engenekon holdingleşmek istiyor

Ergenekon, Lobi yapılanması ve tüm faaliyetleri mevcut
hukuk platformu ile çerçevelemek istiyor. Örgütlenme,
yapılanma ve faaliyetlerinde legal sınırlar içinde
kalarak böylece temiz toplumun özlemi içindeki
kamuoyunun, özlemini duyduğu, kendi yapısına uygun sivil
toplum örgütlerine kavuşmuş olacağı düşünülüyor. Lobi'nin
her girişimi kendi içinde oluşturulan hukuk birimi
tarafından yasal koşullara uyumlu hale getiriliyor.
Lobi'nin Kemalist ideolojiye bağlılığı ve bağımsızlığı,
kendi içinde uygulamaya koyacağı ticari faaliyetler ile
sağlanacak. Lobi, çeşitli alanlarda kuracağı ticari
şirketlerin faaliyetleriyle giderlerini karşılayacak,
projelerini uygulama olanağına kavuşacak ve mevcut rejim
karşıtı yapılanmaların oluşturduğu ekonomik güçlerin
faaliyet gösterdikleri alanlarda rekabete yönelerek, ülke
ekonomisinin rejim karşıtı güçlerin denetim ve kontrolüne
geçirilmesi çabalarına engel olacak.

Lobi, tasarım, girişim ve uygulamalarında toplumun temiz
toplum özlemi arayışına örnek sivil toplum
örgütlenmelerinin oluşturulmasında önderlik edecek.
Girişimlerinin mevcut anayasal düzenin kurallarına
uygunluğu ilkesi ön planda tutulacak. Sivil toplum
örgütlerinin ulusal çıkarlara uygun tepkisel eylemlerde
bulunması sağlanacak ve kitlesel tepkiler organize
edilerek kontrolde tutulması sağlanacak. İşlev ve
misyonunu tamamlamış çeşitli işçi sendikalarının, sivil
toplum örgütlerinden etkilenmeleri sağlanarak, mevcut
sendikaların tepkisel ve kitlesel eylemlerinin endirekt
metodlarla yönlendirilmesi sağlanacak.

Lobi, prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya
toplumsal eylemler içinde yer almamaya titizlikle riayet
etmek istiyor. Oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının
etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol
eden güçlü bir mekanizma olarak kalmaya çalışıyor. Aynı
şekilde ticari ve kültürel faaliyetlerde de doğrudan
doğruya girişim ve etkinlikler içinde yer almayıp, tüm
faaliyet alanlarında organizasyon çatısı altında
oluşturduğu kuruluş ve örgütleri amaçları doğrultusunda
harekete geçiren bir mekanizma olarak kalmaya özen
göstermeyi planlıyor.

Ekonomi ön planda

Ergenekon'un yeni yapılanmasında ekonomik faaliyetlere
verilen önem hemen dikkat çekiyor. Günümüz dünyasında tüm
güçler ekonomik güçten kaynaklanan hareket ve yaptırım
gücü elde edebilmektedir. Bu nedenle amaçlanan
girişimlerin uygulanabilmesi ve sonuca ulaşılabilmesi
için, ekonomik faaliyetler ön planda tutulmalıdır.
Lobinin amaçlarından saptırılmaması için, ekonomik olarak
güçlü olabilmesi esastır. Faaliyete geçirilmesi planlanan
Lobi, öncelikle ticari şirketler aracılığı ile ekonomik
güç kazanmalı, ardından kuracağı vakıf ile de ekonomik
gücünü artırma çalışmalarına yönelmelidir. Bilginin para kaynağına dönüşebilirliği gözden kaçırılmamalı, mevcut istihbarat birikimlerinden ekonomik güç elde edebilmek
için yararlanılmalıdır.

Vakıfları vakıflarla durdur!
Mevcut pek çok sivil toplum örgütü ile çeşitli alanlarda
faaliyet gösteren pek çok vakıf bulunmakta. Ergenekon,
bunların finans kaynakları ve amaçlarını saptayıp kontra
faaliyetler ile önlerinde güçlü dirençler oluşturmayı
tasarlıyor. Mevcut sendikaların yönetim kadrolarının
ilişkiler ağı yeniden gözden geçirilerek, siyasi ve
ekonomik güç odaklarıyla ilintileri ele alınacak,
tabanları bu ilişkiler hakkında bilgilendirilerek, işçi
kitleleri üzerindeki etkinlikleri kırılıp güçleri
zayıflatılacak.

Ergenekon'a göre ülke ekonomisini elinde tutan ve kişisel
çıkarları adına ulusal çıkarları hiçe sayabilen, çok
uluslu şirketler ile ortakları olan güçlü holdinglerin
faaliyetleri kontrol altına alınmalıdır. Bu türden
holdinglerin faaliyet ve planlamaları hakkında istihbarat
sağlanmalı, engelleyici kontra önlemler üretilmeli ve
uygulamaya konulmalıdır. Gereğinde bu holdinglerin
ihtiyaçlarına cevap verecek ticari şirketler kurularak,
müşterek ilişkiler geliştirilmeli ve işbirliği içinde
olunmalıdır. İnsan kaynaklarına dayalı ticari bir
danışmanlık ve hizmet şirketi kurularak, güçlü ticari
kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmelidir. Yine aynı
amaçla bir güvenlik şirketi kurularak, işadamlarının
güvenliği sağlanabilmeli ve böylece her alanda kadrolaşma
gerçekleştirilebilmelidir. Mafya grupları tümüyle yeniden
gözden geçirilmeli, deneyimli mevcut grupların karşısında
yeni ve güçlü bir grup oluşturularak, denetim ve kontrol
altına alınmaları sağlanmalıdır. Lobi, çalışmalarında
medya kuruluşları ile doğrudan temasta bulunmamaya azami
özen göstermelidir. Daha çok organizasyonun şemsiyesi
altında yer alacak sivil toplum örgütleri ile vakıfların
faaliyetleri doğrultusunda bağlantı kurdurulması
sağlanmalıdır.

Ergenekon'un Lobi çalışmasının etraflıca anlatıldığı
raporda altı çizilen bir konu da Lobi'nin prensip olarak
hiçbir girişim ve eylemin içinde yer almaması ve tümüyle
yasal düzenleme içinde hareket etmesi, toplumsal
prensiplere saygılı olması, örnek bir sivil toplum
kuruluşu olarak, siyasetten tümüyle uzak bir yapı olarak
faaliyet göstermesi.

Emir ve tensiplerinize...

Raporun sonuç ve önerilerin yer aldığı son kısmında
ilginç bir hitap tarzı dikkat çekiyor: 'Emir ve
tensiplerinize sunulan bu çalışma' dendikten sonra rapora
masonik Bilderberg örgütü, Alman Nazi örgütlenmesi,
İngiliz İstihbaratının örtülü örgütlenme modelleri ve
bazı Avrupa ülkelerinin sivil toplum örgütlenişleri ile
Doğu kaynaklı bazı istihbarat ve siyasal
örgütlenmelerinin kaynaklık ettiği kaydediliyor

Türkiye'nin Efendileri'nin durmayacağını, dahada ileri
gitmek istediğini raporun şu son cümlesi çok net ortaya
koyuyor: "Geleceğin dünyasında "sanal ortam" büyük önem
ifade edecek olmakla birlikte, katı gerçekler belirleyici
ve sonuçlandırıcı unsurlar olmaya devam edecektir.
Ergenekon'un Lobi adını verdiğimiz örgütsel
organizasyonun faaliyetlerine önümüzdeki zaman dilimi
içinde çok daha fazla gereksinimi olacağı görüşünde
haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki ifade ve
işaretlerimizin amacı, konunun öneminden
kaynaklanmaktadır."


ORGANİZASYON PLANI

9 departmandan oluşan Lobi'nin organizasyon planı,
aşağıdaki birimlerden oluşmaktadır: Departmanlar,
Ergenekon tarafından örgütün merkez üyeliğine atanmış
güvenilir yöneticiye doğrudan bağlı olarak yönetilecek.
Beş sivil yönetici personelin Ergenekon ile teması ise;
atanmış ve güvenilir iki sivil personel ile
sağlanacaktır. Departman başkanları merkezdeki beş
yönetici tarafından seçilecek ve yönlendirilecektir.

1. MERKEZ

Lobi'nin merkezden görev alması için, Ergenekon
tarafından atanmış güvenilir beş sivil yönetici
bulunacaktır. Yönetici personelin görevi elde edilen
veriler ışığında organizasyonu gizlilik prensiplerine
sadık kalarak sağlıklı biçimde yönetmek olduğu kadar, her
alanda gelişim ve tekniğini de artırmaktadır. Bunun
yanısıra, birimlerin oluşturulması ve birimlerin
sağlıklı, düzenli ve etkin biçimde işleyişini
sağlamaktır.

2. ARAŞTIRMA VE BİLGİ TOPLAMA

Araştırma ve Bilgi Toplama Departmanı, merkez üyelerince
seçilmiş bir başkan ve on kişilik bir yardımcı kadrodan
oluşmaktadır. Lobi'nin amaçları doğrultusunda istihbarat
verileri toplamak, arşivlemek ve merkeze sunmaktır.

3. ANALİZ VE DEĞERLENDİRME

Analiz ve Değerlendirme Departmanı, bir başkan ve beş
kişilik yardımcı bir kadrodan oluşmaktadır. Elde edilen
istihbarat verilerinin analiz raporlarının hazırlanması
çalışmalarını yürütmekle sorumludur.

4. FİNANS VE TİCARET

Finans ve Ticaret Departmanı, bir başkan ve altı kişilik
yardımcı personelden oluşmaktadır. Ticari koşulları
yakından izlemek, ticari faaliyet ve yardım alanlarının
belirlenmesi çalışmalarının yürütülmesinden sorumludur.
Ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu ticari ve ekonomik
koşulların belirlenmesi çalışmalarını yürütür. Bu birimin
başkanı örgütün ticari şirketlerinin kuruluş,
organizasyon ve denetimini kontrol eder.

5. KÜLTÜR VE BİLİM

Kültür ve Bilim Departmanı, bir başkan ve altı yardımcı
personelden oluşmaktadır. Bilimsel ve kültürel
gelişmeleri yakından izlemek ve yararlanılabilecek
alanların tespiti çalışmalarını gerçekleştirir. Kültürel
ve bilimsel faaliyetlerde bulunarak kamuoyunu ulusal
çıkarlar doğrultusunda aydınlatıp yönlendirme
çalışmalarını yürütür. Ülke çıkarlarına aykırı kültürel
faaliyetleri tespit eder ve karşı argüman üreterek
kamuoyunu ve sivil toplum kuruluşlarını karşı
bilinçlendirme ile gereğinde karşı eylemlere yöneltir.
6. TEORİ VE SENARYO
Teori ve Senaryo Departmanı, bir başkan ve beş senaristten oluşmaktadır. Bu departmanın görevi, ihtiyaç duyulması halinde elde edilen analiz raporlarından yararlanarak kontra teori ve senaryolar üretmektir.
Ulusal çıkarlara aykırı teori ve senaryoların çürütülmesinde belirleyici rol oynar. Uygulamaya konulması düşünülen senaryoların sağlıklı sonuçlara ulaşmasını sağlamak amacı ile, karşılaşılacak kontra senaryoları belirleyerek önlem alınmasını sağlar.Kültürel, bilimsel senaryo kurguları ile kamuoyunun ajite edilmesinin önüne geçecek argümanlar üretir. Medya kuruluşlarını yönlendirme çalışmalarına katkıda bulunur.
7. İLETİŞİM VE PROPAGANDA
İletişim ve Propaganda Departmanı bir başkan ve beş
yardımcıdan oluşmaktadır. Bu departmanın görevi amaçlara
uygun olarak medya kuruluşlarını bilgilendirmek,
yönlendirmek ve bu yolla kontrol altında tutmaktır.
Ayrıca, faaliyetlerde amaçlara uygun kamuoyu
oluşturulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması
çalışmalarını yürütür. Bunların yanısıra organizasyonun
ilişki kurmayı tasarladığı kişi, kurum ve kuruluşlar
üzerinde etkileme çalışmaları gerçekleştirerek, sağlıklı
ilişkiler kurulabilmesinin alt yapısını hazırlar.
8. HUKUK

Hukuk Departmanı, bir başkan ve beş yardımcıdan oluşmaktadır. Organizasyonun girişim ve faaaliyetlerinin mevcut yasaların hukuksal temeline dayandırılabilmesi çalışmalarını yürütür. Bu departmanda yer alacak personel hukukçulardan oluşur. Organizasyonun hukuk işlerini üstlenecek olan bu departman, hukuksal kurallardan azami ölçüde yararlanılması çalışmalarını yürütür
9. ULUSLARARASI İLİŞKİLER

Uluslararası İlişkiler Departmanı, bir başkan ve altı
yardımcısından oluşmaktadır. Bu departmanın görevi,
organizasyonun uluslararası alanlardaki faaliyetlerinin
sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Türkiye'de
faaliyet göstermekte olan uluslararası kuruluşların
çalışmalarını analiz etmek, bu kuruluşlar ile yakın
ilişki kurulmasını sağlamak ve dış güç odakları olan bu
kuruluşların amaçlarının belirlenmesini sağlamaktır.

KADRO
Organizasyonunda yalnızca sivillerin yer alacağı bu örgütlenme, köprü eleman ile Ergenekon'a bağlı olarak faaliyet gösterir. Organizasyonun merkezinde görev alacak beş sivil personel ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivil, Ergenekon tarafından belirlenerek atanır. Birim başkanları ile örgütün kuracağı vakıf ve ticari şirketlerin yöneticileri ve sahipleri ise; merkezde yer alan yönetim personeli tarafından seçilir. Böylelikle gizlilik esasının korunması sağlanmalıdır.
ELEMAN PROFİLİ
Lobi örgütlenmesi içinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyime sahip olması esası aranacağı gibi, gereğinde her tür eleman profilinden yararlanılmasından kaçınılmaz. Özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişilikler seçilir. Çünkü bu tür kişiler sistemin boşluklarını, mekanizmanın işleyişini, oyunun kurallarını ve zaaflarını çok daha iyi bilmektedirler.
BİRİM BAŞKANLARI
Örgütlenme içinde departmanların işlev ve amaçlarına uygun yapıya sahip, konusunda deneyim sahibi kişiler tercih edilir. Birim başkanları Lobi faaliyetlerini tümü ile serbest girişimcilik sınırları içinde kaldığı konusunda kuşkuya kapılmayacak şekilde yönlendirilir. Ortak amaçlar, fikir birliği ve inançlar doğrultusunda çalıştırılır. İşbirliğinde organizasyonun kuruluş ve faaliyet amacı olarak esas; kâr ve topluma yarar sağlanması vardır.
KÖPRÜSEL PERSONEL
Ergenekon tarafından atanan iki sivil, mutlaka başka kuruluşlarda görevli olanlar arasından seçilir. Böylece gizliliğin sağlanması kurunmuş olacaktır. Bu kişilerin yeterli bilgi ve deneyim sahibi olmalarından sonra, organizasyonun merkez yönetiminde yer almaları sağlanır ve organizasyonun merkez başkanı bu kişiler arasından seçilir.
FİNANS
Lobi'nin faaliyetlerinin finansı başlangıç noktasında Ergenekon tarafından karşılanır. Ancak, ilke olarak organizasyon ilk ticari şirketini kurup faaliyete geçirmesinin ardından finansal desteğe son verilir ve örgütün kendisine finans kaynakları oluşturulması sağlanır.
TİCARİ ŞİRKET FAALİYETLERİ
Organizasyon, kısa süre içinde belirleyeceği alanlarda ardışık olarak ticari şirketler kurup yönetmeyi ve giderek artan finanse kaynaklarına sahip olabilmeyi amaçlıyor. Bu gelişmenin süratle sağlanabilmesi için, ticaret hukuku içinde yararlanılabilecek pek çok argüman mevcuttur. Başlangıçta kurdurulacak şirketlerin sürekliliği değil, finanse sağlanması dikkate alınarak hareket edilir. Kalıcı ve alanında etkin güç olarak geliştirilecek şirket kuruluşları organizasyonlarına yeterli finanse kaynağına ulaştırılmasının ardından yatırım gerçekleştirilir. Bu yatırımlar sonucunda giderek organizasyona ait holdingler oluşturularak, uluslararası ticari faaliyet girişimlerine geçilir. Lobi'ye göre Finans dünyasında yer alarak, ekonominin kontrol edilebilir düzeye erişmesi ise; holdinglerin faaliyetleri sonucu hedefe ulaşılmasını sağlayacaktır.
VAKIF FAALİYETLERİ
Organizasyonun mutlaka birkaç vakıf oluşturması gereği vardır. Böylelikle gücü ve etkinliği artırabileceği gibi organizasyon şemsiyesi altında kurumlar oluşturur. Oluşturulan bu kurumlar aracılığı ile uluslararası ilişkiler kurulur ve her alanda çeşitli yararlar elde edilme amaçlanır. Organizasyon amaçlarını en sağlıklı şekilde perdeleyecek olan kurumlar vakıflar olabilir. Lobi, fundamentalist faaliyetler doğrultusunda kurulan çeşitli vakıfların yurt içi ve yurt dışında halktan para toplayarak güçlenmesinin önüne geçilebilmesi için de aynı kulvarda kurulacak naylon bir vakıfla önlenebilmesi mümkün görmektedir.

GERÇEKTEN BİZİ HOŞNUT ETMEYE Mİ ÇAĞIRIYOR?!!